‘Fikirler, algılar ve kabuller sözcükler üzerinden türetilir.’ 9 Dünyada her geçen gün pek çok olay meydana geliyor, gündem devamlı değişiyor ve yenileniyor. Ne olaylara yetişmek kolay ne de onların karşısında tepkiler verip bunlara dayanım göstermek. İletişimin yaygınlaştığı ve kolaylaştığı zamanda haberler ve doğru/yanlış bilgiler arasında kaybolmamak da bir o kadar zor. Yaşadığımız olayları anlamak, kavramak ve bunlara karşı duygu, düşünce ve fikirler oluşturmak da kelimelerin, terimlerin anlamlarını, içeriklerini doğru kavrayabilmek ile daha mümkün. Bu sebeple hem kendim hem de sizler için mini bir sözlük oluşturmak istedim. Elbette zamanla her şey gibi kavramların taşıdıkları da değişecek ama hem geçmişi hem bugünü hem yarını fark edebilmek ve anlamak için gelin gündemimizdeki bazı kelimelere bakalım.
Soykırım
Dünya tarihi içinde duyduğumuz, yaşadığımız kelimenin Türk Dil Kurumu’na göre tanımı şu şekilde: ‘Bir insan topluluğunu ulusal, dinsel vb. sebeplerle yok etme.’ 1
Kelimenin tarihi çok da eskilere dayanmamakta. 1944 yılında Polonyalı-Yahudi olan Raphael Lemkin, sistematik cinayetler içeren Nazi politikalarını tanımlamak için bu kelimeyi kullanmıştır. ‘Yunanca ırk ya da kabile anlamındaki geno kelimesini, Latince öldürmek anlamındaki cide kelimesiyle birleştirerek “genocide” (soykırım) kelimesini oluşturdu.’ Önceleri ‘İnsanlığa karşı işlenen bir suçu’ tanımlamak üzerine kullanılan bir terimken 1946 yılında BM Genel Kurulu tarafından açıkça bir suç olarak ilan edilmiş ve 1948 yılında da bu suçun cezalandırılması gerektiğine dair hukuksal temeli oluşturulmuştur. 2 3
1948’de onaylanan, 20 ülkenin onaylamasının ardından 1951’de yürürlüğe giren Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde ise soykırım şu şekilde tanımlanır:
“Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu, kısmen ya da tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur:
(a) Gruba mensup olanların öldürülmesi,
(b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel ya da zihinsel zarar verilmesi,
(c) Grubun bütünüyle ya da kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirilmesi,
(d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla önlemler alınması,
(e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakledilmesi.” 2 3 4
Tüm bu tanımları, maddeleri okuduktan sonra günümüzde maalesef yaşanan savaşların, zulümlerin net bir şekilde soykırım olduğu görülmekte. Bunun yanı sıra aslında sistematik olarak yönlendirildiğimiz bağımlılıklarla, sağlığımız üzerinde olumsuz etkisi olan tüketimlerin teşvik edilmesiyle, zihinsel ve ruhsal olarak yıpratan hukuksuzluklarla da fark etmeden çeşit çeşit soykırımlar da yaşamıyor muyuz sizce?
Zulüm
Türk Dil Kurumu’na göre ‘zulüm’, güçlü bir kimsenin yasaya veya vicdana aykırı olarak başkalarına yaptığı her türlü kötülük, haksızlık; kıygı, kıyın. 1
Kelimenin sözlükteki temel anlamı haddi aşmak, bir şeyi kendisine ait olmayan yere koymaktır. İnanç, ahlak, hukuk ve siyaset alanlarında geniş bir anlam çerçevesine sahiptir. Özet olarak sınırı aşmak, haktan batıla sapmak, başkasının mülküne izinsiz tasarrufta bulunarak zarar vermek, haksızlık yapmak, başkasının hakkını ihlal etmek ve başkasına zarar vermek, özellikle de güç ve otorite sahiplerinin haksızlık ve adaletsizlik yapması gibi anlamlara gelmektedir. Adaletin zıttı olan kavram, biri itikadi diğeri de ahlaki ve sosyal olmak farklı anlamlarda da ele alınabilir. 5 6
Zulüm kavramının etimolojisine bakıldığında ise Arapça ẓalama ظَلَمَ “zulmetti, zorbalık etti, hak ve adalete aykırı davrandı” fiilinin mastarıdır. Fiil Arapça ẓalima ظَلِمَ “karardı” fiili, ẓulmat ظلمة “kararma, karanlık” sözcüğü ile eş kökenli olmakla birlikte Akatça ṣulmu “siyah” sözcüğü ve Akatça ṣalāmu “karanlık olma” sözcüğü ile de eş kökenlidir. 7 8
Savaş
İnsanlığın en eski kavramlarından biri olan savaş, Türk Dil Kurumu’na göre üç farklı anlama sahip: Devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştikleri silahlı mücadele, harp, cenk; mücadele; bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek amacıyla girişilen çaba. 1 Kelimenin kökeni ise Orta Türkçe yazılı örneği bulunmayan *sava- “söz söylemek” fiilinden Türkiye Türkçesi +Iş ekiyle türetilmiştir. Bu fiil ise Eski Türkçe sav “söz” sözcüğünden türetilmiştir. 10
Dönemsel olarak felsefi, siyasi, hukuki, sosyolojik, askeri vb. farklı bakış açılarına göre çeşitli şekillerde betimlenen savaş terimi, henüz üzerinde uzlaşılmış uluslararası bir tanıma sahip değildir. Bunun ana sebebi ise 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler sisteminde savaşın yasaklanmış olmasıdır. Yasaklanan bir eylemin tanımlanmasına da ihtiyaç duyulmamıştır. Ancak savaşın meydana getirdiği hukuki, siyasi ve askeri sonuçlar sebebiyle terminolojinin doğru şekilde oluşturulması önemlidir. 9
Zaman içerisinde farklı tanımlamaları şu şekildedir:
– “yaygın kullanımı itibariyle politik gruplar arasında belirli bir sürede ve yoğunlukta devam eden çatışma” Britannica Ansiklopedisi
– “Devletin bekasını temin etmek, milli menfaatleri sağlamak ve milli hedefleri elde etmek amacıyla, başta askerî güç olmak üzere Devletin maddi ve manevi tüm güç ve kaynaklarının hiçbir sınırlamaya tabi tutulmadan kullanılmasını gerektiren silahlı mücadeledir.” Türkiye Cumhuriyeti 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hâli Kanunu 3-5. Madde
– “Savaş (ping) devlet için hayati önemi haizdir. Yaşam ya da ölümle son bulan bir sahadır ve hayatta kalmaya veya mahvolmaya giden bir yoldur” Sun Tzu (M.Ö. 400-320) ‘Savaş Sanatı’
– “politik ilişkilerin bir devamı ve başka araçlarla gerçekleştirilmesidir.” Carl von Clausevitz
– “tarafların kuvvet kullanarak çatışması” Çiçero 9
Savaşın tanımındaki bu farklılıklar kavramın oluşumu, bilgi kaynağı, kapsamı, doğası ve farklı inceleme düzeyleri gibi çeşitliliklerden kaynaklanmaktadır. 9
Yazılan bir makalede hukuk ve askeri bilimler disiplini bakış açısından kavramsallaştırılan savaş terimi dört belirleyici unsur ile tanımlanmaya çalışılmıştır: 1) Savaş kuvvet kullanma hâlidir. (Şiddet içerir.) 2) Savaş düşmanca bir tutum ve/veya eylem içerir. 3) Savaş hukuki bir durum meydana getirir. 4) Savaşın faili, öznesi devlettir. Bu temel belirleyiciler ışığında savaş: “Devletler veya devlet grupları tarafından, millî güç unsurlarının tamamının veya bir kısmının kullanılması suretiyle icra edilen ve taraflarca savaş niteliği kabul edilen, kuvvet kullanılmasını içeren, düşmanca niyet ve/veya eylem” olarak tanımlanmıştır. 9
Tüm bu tanımların sonunda savaş biliminin kurucusu Aristo’nun sözleri ile tamamlayalım. Aristo, anlaşmazlıkların çözümü için topluluklarda iki temel aracın olduğunu söyler. Bunlardan biri politika diğeri de savaştır. Problemlere en barışçıl yolu seçmek, savaştan kaçınmak en zararsız, en insani yol olsa gerek. 11
Beni etkileyen duyduğum bir sözle yazımı noktalamak istiyorum. Her daim düşünmeli, sorgulamalı, araştırmalı ve kendimize bakmalı… ‘Dünya’nın değiştirdiği (kimse) Dünya’yı değiştiremez!’
2 https://encyclopedia.ushmm.org/content/tr/article/what-is-genocide
3 https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/105287 Alpyavuz, T. (2009). Soykırım Suçu. Journal of Naval Science and Engineering, Vol. 5 , No.1, pp. 49-61
4 https://encyclopedia.ushmm.org/content/tr/article/genocide-timeline
5 https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/ansiklopedi/zulum
7 https://www.nisanyansozluk.com/kelime/zul%C3%BCm
8 https://www.etimolojiturkce.com/kelime/zul%C3%BCm
9 https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/59826 Varlık, A. B. (2013). Savaşı Tanımlamak: Terminolojik Bir Yaklaşım. Avrasya Terim Dergisi, 1 (2): 114 – 129
10 https://www.nisanyansozluk.com/kelime/sava%C5%9F
11 https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/20756 Daver, B. (1992). Savaş Ve Barış Üzerine. Atatürk Yolu Dergisi 3
