Her fotoğrafın değil belki ama pek çok fotoğrafın hikayesi vardır. Fotoğraf karesindeki duran zaman, bir saniye evveli ve ahiri ile bir anı saklar içinde. Seyir defterimin ilk notları da bir tanışma hikayesi barındıran bir fotoğraf karesinden…
Bu fotoğrafta gördüğünüz arkadaş lemur. Biraz yemek sofrasında yakaladım onu, elinde brokolisini iştahla ve hızlı hızlı yemek yerken. Bir dakika ya sürdü ya sürmedi sofraya oturup kalkması. Maalesef, doğal yaşam parkı gibi düzenlense de bir hayvanat bahçesinden bu görüntü. Bu kadar yaklaşabilmemin sebebi de sofrasının bir camın arkasında olmasıydı. Gerçi çok daha yaklaştığım bir an oldu, bir arkadaşı ile diz dize bir tokalaştık ama o hikaye biraz sonra 🙂 Bu kare çekilmeden hemen önce kendisi (Büyük ihtimalle oydu.) yanımızda getirdiğimiz ama biraz ötede bıraktığımız bebek arabasındaki yiyecek kokusunu almış olacak ki arabaya dayanmış bir şeyler arıyor gibiydi. Onunla göz göze gelir gelmez eşyaları korumaya yanına gittim. Yanına hızla gelip vardığımda artık gitmesi gerektiğini anladı sanırım. Çevredekiler ve biz şaşkınlıkla beraber gülüyorduk. Aradığını bizde bulamamış olacak ki tam da bu fotoğrafta gördüğünüz gibi kendi tabağına gidip zıp zıp zıplarken harcadığı kalorileri geri aldı hemen. Kıpır kıpır, yerinde duramayan canlılardı. Onların güzelliğine doyamayınca, bir de hayatında ilk kez ve bu kadar yakından lemur görmüş birileri olarak yanlarında, onlara yaklaşarak biraz daha vakit geçirdik. Bu sırada küçüklerinden birine fazla yaklaşınca beraber oyun oynayacağız sandı sanırım, bana doğru koşarak (veya zıplayarak :)) gelmeye başladı. Şaşkınlık ve biraz endişe ile geri geri gelirken benden hızlı davranıp dizlerime kondu ayaklarıyla. O sırada benim minik çığlığım ve daha da geri çekilmemle (Dışarıdakiler beni ittiğini düşündü, bu da olabilir, bilemiyorum.) ilk ve tek lemurla temasımız, tokalaşmamız ardında şaşkın bir mutluluk ve gülüşmeler bıraktı. Ailemle beraber o ana denk gelen diğer insanlar bir daha bu özel iletişimden görür mü, sanmam 🙂
Ben korkunun yanında çok mutlu olmuşum ki aynı lemura tekrar yaklaştım. (Aslında ailesiyle beraberdi, hepsine doğru yeniden yaklaştım da denebilir.) Ve tabi ki güzel arkadaşım kocaman elleri ve gözleriyle bana doğru yeniden koşmaya başladı. Ama içimdeki sınırları olan yetişkin yine endişe, şaşkınlık ve gülümseme ile hızla geri çekildi. İnsan bilmediğinden korkar gerçi. Belki omzumda çok güzel oturacaktı, sarılacaktık ama ya yaratılışından gelen nitelikleriyle bir şey yapsaydı, oyun anlayışlarımız farklı olsaydı diye demeden duramıyor işte aciz insanoğlu. Çok iyi bir oyun arkadaşı olamadım lemura ama benim için çok etkileyici bir andı bu iletişimimiz. Uzaktan (biraz :)) seyretmeye devam ederken lemur ailesinden biri, bebek arabasında arayışa koyulmuştu yine. Birkaç hızlı adımla kendisini uzak durmaya ikna ettim (Halalık görevi bunu da kapsıyor galiba.). Artık yeterli enerjiyi, aksiyonu, neşeyi aldık diyerek yanlarından gitme vakti geldi. Hayvanat bahçesine ikinci kez gitmeme rağmen lemurlarla ilk kez tanıştım. O günün bereketiyle başka hayvanlarla da ilk kez yakından karşılaştım. İlk, eğlenceli ve unutulmaz anların ardından pek çok fotoğraf kalsa da sofrasında yakından yakaladığım bu hızlı arkadaş, bu blog yazısı serimin de ilki olmuş olsun. Her anın, unutulmaz saniyelerin ve sağlıkla, mutlulukla, huzurla aldığımız her nefesin tadına varmanız, kıymetini bilmeniz dileğiyle… Sevgiyle kalın…
11-12.10.2024
