Kıymet Vermek… Kıymetli…

Yazmak vakti geldi yine

Geç kalınmıştı belki

Ya da tam vaktiydi

Uzun aralar veren kalem mahcupken

Takdir okuyanlarda

Ve de her şeyin sahibinde…

Hayatın hızlı akışında koşturuyoruz bir yerlere, soluklandığımızı sandığımız anlarda da oyalanıyoruz belki de daha çok yoruyoruz kendimizi içten içe. Farkında olduğum anlardan birindeyim yine. En azından elimden geldiğince. Kimi zaman farkında olmakta yetmiyor insana. Bilmek, anlamak ve görmenin ötesinde harekete geçmek lazım netice elde etmek için. İnsan aciz, bazen yapabiliyor bazense sadece bakakalıyor yapmadıklarının ardından. Geçenlerde fark etmiştim kağıda kaleme zaman ayırmalıyım, hayatın telaşı içinde iyi gelecek diye düşünerek. Farkındalığımın eyleme dönüşmesi kısmi oldu ama bugün de bir yazıya başlamak nasip oldu. Bu sefer sizler de dahil olduğunuz muhabbetime. Sağ olun, var olun…

Yedi güzel adam dizisini pek çoğunuz biliyordur. Ben de uzun yıllardır biliyor ama sadece kısa kesitler izlemekle yetiniyordum. Çok sevdiğim kesitlere bakarak bir gün izlemeliyim desem de geçen sene sanırım adım atabildim. Sonra yaşadığım süreç içinde hüzünden ziyade daha çok keyiflenmeye, en azından o şekilde kendimi desteklemeye ihtiyacım vardı. Öylece yarım kaldı. Bugün kaldığım yerden yeniden izlemeye başladım. Ne kadar sürer bilmiyorum ama bugün izlediğim birkaç dakika, kıymetli bir anı bıraktı ben de. Ve de bu yazıya bir vesile.

Dizide Nuri Pakdil, hasta ve yatağında yatıyor. Ama yüreği, içi pek de bundan hoşnut değil. Gece vakti kalkıyor yatağından ve sandalyesinin sırtında duran kıyafetlerini alıyor. Babası bunu görünce (yani yanlış olmasın, sanırım babasıydı) hayırdır bir yere mi gidiyorsun diyor. Nuri bey de yazı yazmak için kalktığını söylüyor. Babası da cevap olarak, ‘O yüzden kıyafetlerini değiştireceksin demek. Doğru, yazmak senin için ibadet.’ diyor, duada bulunup gidiyor. Nuri Pakdil de gömleğini kravatını giyinmiş bir halde oturuyor masaya…içindeki Kudüs yangınına dair satılarını yazıyor. Yazmaya verilen kıymet… Temiz ve güzel kıyafetlerini giyinip bir ciddiyetle, hassasiyetle oturmak bir masaya ve kalemi kağıtla buluşturmak… Eskinin edebiyatını yapmak istemiyorum ancak günümüzde kaybettiğimiz pek çok değerli, kıymetli hassasiyetler, özenler, noktalar var hayata dair. Kendimi de bu kaybedenler arasında tutuyorum. İnsanoğlu hata yapmak üzere var, eksiğiyle, acizliğiyle ama bir o kadar da yüce işler, duygu ve düşüncelerle de var.

Yazmak çok kıymetli bir eylem… cümlesi üzerine kurulmuş gibi görünse de bu yazı aslında yaptığımız işi ciddiye alıp, ona değer vermek gerektiğini söylemek istiyorum sanırım. Daha doğrusu ben değil de Nuri Pakdil’in gerçek mi kurgu mu bilmesem de bu anısı bunu anlatıyor bize. Çalışmak, üretmek, yazmak, ilişkiler kurmak, bir çocuk yetiştirmek, hayatta var olmak, insan olmak kıymetli… ‘Yaşamayı öyle ciddiye alacaksın ki, yetmişinde bile zeytin dikeceksin’ diyen Nazım Hikmet, “Yarın kıyametin kopacağını bilseniz, elinizdeki son fidanı mutlaka dikiniz.” diyen Hz. Muhammed (s.a.v.). Her dönem dillenmiş bu gerçek. Yaşamaya kıymet vermek…

Bu yazıya başlarken yazmak üzerine devam ederim diye düşünmüştüm. Okuduğum başka bir kitaptan notlarımı da iliştiririm satır aralarına diyordum ancak yolculuk yaşamın kıymetine gelince söz burada tamamlandı. Satırlarımı Nuri Pakdil gibi bir gömlekle yazmıyorum belki ama elimden gelen tüm ciddiyetle, kıymet vererek yazıyorum. İçimden geldiği şekilde, tüm samimiyetimle. Noksanları olduysa affınızı sığınıyorum. Tüm yorgunluklara rağmen kıymetli anları görüp tadına varmanız dileğiyle… Huzurla ve sevgiyle kalın…

Leave a comment